Bir kar tanesi düştü
Üşüdü yüreğim,
Buz tuttu kutuplar misali.
Gözyaşlarım dam sarkığı buzlara döndü.
Dondu nefesim.
Kocaman bir çölün ortasında
Suyuna muhtaç gibiyim
O kadar dolu içim
Şehirleri yıkmaya hazırlanan
Depremler gibiyim
Adını bile söyleyemediğimden
Oysa sen hasret kokulu bir pencerede
Hayal kuşları gibisin…
Kalbim idam sehpasında,
Nesimi’nin yüzülen derisinde aklım,
Bakışlarım fay kırıkları,
Ruhum vuslat koşturmasında.
Bunca koşturmanın içinde,
Yosun kokulu sevdamsın, bir yakamoz parıldamasında.
Yalınayak kumsallarında yalpalayarak aradığım,
Bir ayın doğarken gözlerime düşürdüğü düş,
Bulutların ruhumu kapattığı bir fanusta,
Üşüdü yüreğim,
Sensizliğin her safhasında…
Göz kırpımı mesafedeydi uzaklığın,
Gözyaşlarının buz tuttuğu yerde.
Hüzün doldu şarkılarım,
Varamadığım vuslatında.
Yakup’un kanlı gömleğinde hasretti adın,
Tuz kokulu denizlere yazdığım.
Lime lime edip balıklara attığım sessizliğimsin.
Durgunluğunda kaybolduğum,
Dalgalarında darmaduman olduğum,
Bir avcının zıpkınının ucunda
Vurulduğum…
Üşüdü yüreğim,
Tüketilen onca acının gölgesinde,
Hızır’ın duasında,
Kurban edilen İsmail’in teslimiyetinde,
Gitmelerin gölgesinde,
Gelmelerin yüceliğinde,
İki sessiz çığlık düşen bir vahanın tepesinde,
İçimizde açılan aşk atlasının,
Tam da sıfır noktasında…
Üşüdü yüreğim,
Seni bulana kadar.
Bulduğumda küresel ısınma misali,
Çözüldüğüm ılgıt ılgıt,
Aktığım sıcak denizlerine,
Çağladığım Fırat gibi,
Hicazkâr türkülerin notalarından,
Astığım geçmişin iniltilerine.
Unutmuşluğum, sensizliğe
Unutmuşluğum, hasretine
Unutmuşluğum,
Sensiz geçen her günüme…
Artık maktulü belli olmayan zamanları terk ettim,
Yüreğimin yarasına sardım seni,
Yaralı bir ceylan gibi,
Sevdanın ırmağına iniyorum.
Üşüdü yüreğim ellerine,
Ellerinde bak şimdi
Hadi!
Ne olur artık,
Isıt beni…